Sırça Fanus: Kusursuz Bir Vitrinin Arkasında Boğulmak
- Ece Yıldırım

- 2 saat önce
- 2 dakikada okunur
‘‘Kendimi, hayatımda daha önce hiç görmediğim bir insanın negatif yansıması gibi, gölgelerin içinde eriyip giderken hissettim.’’
Sırça Fanus, genellikle bir bunalımın veya klinik bir depresyonun anatomisi olarak okunur. Esther Greenwood’un trajedisi, biyolojik bir arızadan ziyade, etrafını saran dünyaya karşı geliştirdiği o aşırı farkındalığın ve yabancılaşmanın bir sonucudur. Sırça Fanus, Esther’ın zihnine tepeden inme bir delilik gibi inmez; aksine, dış dünyanın o yapay ve ‘‘sahte’’ parıltısı onu kendi içine kaçmaya zorlar.
Esther’in New York’taki o süslü, ödüllerle dolu dergi stajı hayatı, dışarıdan bakıldığında bir genç kadının hayal edebileceği en mükemmel ‘‘vitrin’’ olarak ona sunulmuştur. Fakat Esther, o vitrinin arkasında saklanan boşluğu görmüştür. Herkesin kusursuz bir rol oynadığı, kalıpların dışına çıkmanın bir suç sayıldığı steril bir dünyada, kendisi olmanın imkansızlığını fark etmiştir. Freud’un ‘‘uygarlığın huzursuzluğu’’ olarak tanımladığı şey tam olarak da bu. Toplum, bireye var olabilmesi için yapay bir maske dayatır; insan ise o maskeyi takmayı reddettiğinde ona ‘‘hasta’’ muamelesi yapılır. Esther’in hissettiği o boğulma duygusu, bu sahteliğe uyum sağlayamayan bir ruhun feryadıdır.
Romanı asıl benzersiz kılan, Plath’in trajediyi estetik bir dille, imgeler üzerinden işlemesidir. Sırça Fanus imgesi, dünyanın o çarpıtılmış görüntüsünü içeri alan ama temiz bir havayı dışarıda bırakan şeffaf bir hapishanedir. Fanusun altındaki insan için sesler boğuklaşır, renkler solar ve en önemlisi, zaman bütün anlamını yitirir. Esther, etrafındaki insanların mekanik işleyişlerini, evlilik ritüellerini, kariyer hırslarını izlerken aslında bir tiyatro oyununu en ön sıradan izleyen bir yabancı gibidir. O, dünyanın kurallarına göre oynamak istemez; çünkü kuralların insanı ne kadar sığlaştırdığını görecek kadar keskin bir zihniyete sahiptir.
Sonuç olarak Esther’ın düşüşü bir pes ediş değil, bir direnme biçimidir. O, sistemin sunduğu hazır ve sahte mutluluk paketlerini mideye indirmeyi reddetmiştir. Sırça Fanus onun üzerine kapandığında, aslında dışarıdaki o kolektif delilikten korunmak için kendi yalnızlığına sığınmaktadır.
Plath’in bu zamansız eseri, bugün hala yüzümüze aynı felsefi soruyu çarpar: Etrafımızı saran o sahte ve parlak dünyaya uyum sağlamak mı gerçek sağlıktır, yoksa o dünyaya yabancılaşıp kendi sırça fanusumuzun içinde o puslu havayı solumak mı? Belki de delilik dediğimiz şey, sistemin ‘‘normal’’ hissettiren o büyük illüzyonuna karşı verilebilecek en dürüst ve insani tepkidir.


Yorumlar